... 1912... İzmir Kordon İbrahim Paşa Yalısı...
Misafir odaları, salon ve mutfağı son kez kontrol ettikten sonra bahçeye bakmaya çıkan Saadet hanım, deniz tarafına bakan çardak ve masalarla ilgilenirken duyduğu at nalı sesleriyle başını yüksek demirli beyaz bahçe kapısına çevirir. Gelenlerin abisi Abdülhamid ve ailesi olduğunu görünce sevinçle o tarafa doğru yürür. Misafirleri ve onları karşılamaya giden beyi kadı Bekir efendi arabadan inmeye başlamışlardır. Hemen bahçıvanın on yaşlarındaki oğluna çocuklarına haber vermesini söyler. Bekçi ve bahçıvan, misafirlerin eşyalarını içeriye taşımaya başlamıştır bile. Kısa sürede büyük oğlu Selim de misafirleri karşılamaya gelmiştir. Kısa bir kucaklaşmadan sonra uzun yoldan gelmeleri dolayısıyla, misafirlerin hepsi kendileri için hazırlanmış odalarına çekilirler.
Hatice dayısı ve ailesinin geldiğini mutfak penceresinden görmüştür. Annesi hazırlıkların eksiksiz olması için onun mutfakta bulunmasını istemiştir. Misafirler akşam yemeğine kadar dinleneceklerdir. İçini kaplayan heyecanın daha da arttığını hisseder. Derin bir nefes alır '' Sakin ol, daha Mahmud'u görmedin bile.(içindeki ses) -daha görmeden böyleysen artık, diyince- Sus bakayım, şunun şurasında o da insan, bende. Hem daha önce de görüşüp, konuştuk.'der' böyle düşünürken birden yüzünü asar, içini çekerek ve'' Tabi bir senedir görüşmedik, acaba değişmiş midir? Ya beni unutmuşsa, ya onunla konuşurken heyecandan hata yaparsam,rezil olursam, ya beni beğ-'' Aaa neyse ne! Daha fazla düşünüp kendimi üzmeyeceğim. Akşama yenecek tatlı daha hazır değil. Yetişmezse asıl o zaman rezilliği görürsün sen'' diyerek mutfak penceresinin yanından ayrılıp, işinin başına gider. Tabi tatlıyı yaparken hala aklında Mahmud vardır.Tatlı yapımına odaklanmadığı için akşama pişman olacağından habersiz, onun derslerini, medrese yaşamını ve İstanbul'da kendisini hatırına getirip getirmediğini merak etmektedir.
Mahmud ise kardeşi Bilal'le kendilerine tahsis edilmiş odanın, ahşap pervazlı penceresinden körfezi izlemektedir. Ela gözleri denizin derin mavilikleriyle karışmış, derin düşünceler içinde boğulmaktaydı. Talha'nın dediklerini en önemli şey hariç, harfiyen yerine getirmiş. Evet, mektubu yazamamıştı. Elinde diviti, saatlerce sarı kağıdına bakmış, fakat tek bir harf bile yazamamıştı. Kaplıçarşıdan aldığı, gümüş oymalı, aynalı kutunun içini, hoş kokulu çiçeklerle ve özel yapım bir çift küpeyle süslemişti. Küpelerin birinin içine, incelikle ' Gözümün nuru sevdiğim, H', diğerine ' Seni kördüğüm gibi seveceğim, M' yazdırmıştı. Yazı yazdırabilmek için özellikle, arkası düz küpeler seçmişti. Kutuya koyacağı küçük armağanın, küpe olmasının sebebiyse, hiç kimsenin onun zinetini görmesini istemediğindendi. Kadınların arasında boynu açık oturuyor olsa bile, yemenisi onun kulaklarını örter ve küpeler görünmez diye düşünmüştü.
Mahmud bilmesede, Hatice annesinin yanında dahi başından tülbentini çıkarmıyordu.
Gözlerini, engin deryanın derinliklerinden çekip, Karşıyaka semalarına dikti. Sisli, dağ ve tepelere bakıp, derince nefes verdi. Seslice ' ALLAHım ne yazacağım ben' diyerek elleriyle yüzünü ovuşturdu.
Abisin sesini duyup, uykusundan uyanan Bilal, 'bismillah' diyerek yattığı yerden doğruldu. Yüzünü abisine dönerek, ' Hayırdır, ne yazman gerek' diye sordu.
Bilal'in sorduğu soruyla, sesli düşündüğünü anlayan Mahmud, meseleyi kardeşine açıp açmamakta tereddüt etti. Bilal'in gözlerini kendisine dikmiş, cevap beklediğini anlayınca '' Birine, öyle bir yazı yazmalıyım ki, hangi vakit okusa beni yanında hissetsin ve ne olursa olsun, kavuşacağımızı bilsin. Lakin ne ve nasıl yazmam gerektiğini bilmiyorum'' diye iç çeker.
Bilal kara kaşlarını birleştirerek, merak içinde abisine '' İki rekat hacet namazı kılıp, ALLAH'tan yardım istedin mi?'' der ve cevap beklerken tek kaşını kaldırır.
Mahmud gülümseyerek '' Ne yazacağımı düşünmekten aklıma gelmemiş. Cezakellahü hayran Bilal. Ben abdestimi tazelemeye gidiyorum.'' diyerek yüklüğün bulunduğu tarafa gider. İbriği eline aldığında, Bilal seslenir '' Ağabey, bekle..İbriği ben tutayım.'' diyerek hızla oturduğu yerden kalkar. Mahmud'un yanına gidip elinden ibriği alır, suyu yavaşça Mahmud'un avucuna dökmeye başlar. Mahmud abdesti bitince,'' Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve rasulüh'' der sonra ''bismillah'' diyerek ibrikten bir avuç su içer.
Kardeşi Bilal'e döner 'Sende abdest al istersen' diyerek kardeşinin abdest almasına yardım etti.
Bulundukları oda, yalının ikinci katında, kuzey tarafında iki penceresi olan, orta büyüklükte bir yerdi. Sağ pencerenin önünde bir divan vardı. Odanın içinde her türlü ihtiyaç için küçük bir ocak ve yatak-döşek koymak ayrıca abdest-gusül alabilmek için yüklük odası vardı. Yere, ayakları kıbleye gelmeyecek, yatarken rahatça yüzlerini kıbleye dönecekleri şekilde, iki yatak serilmişti. Ahşap zeminin üzerin orta boy, Uşak halısıyla kaplıydı. Kapıya yakın duvarın üzerinde hat yazısıyla'' Ya Hayy'' yazan bir çerçeve vardı.
Mahmud cebinden kurmalı saatini çıkartıp, ikindi namazına ne kadar kaldığına baktı. Hala vakti olduğunu görünce, seccadesini serip, hacet namazına durdu. Bu sırada Bilal, divana oturmuş, denizi izlerken, ezberinden ders tekrarı yapıyordu. Ağabeyi namazını bitirip, duasını edince yanına gelip '' Haydi, kalk ! İkindi namazına çok bir vakit yok. Konak Yalı Camiinde kılalım namazımızı. Kordonla, Konak arası uzun bir mesafe değil. Yürüyerek gideriz.'' dedi. Bilal abisine tebessüm ederek '' ALLAH dualarını kabul etsin. Babam, eniştem ve diğerlerini de çağıralım. Belki, onlarda Yalı Camiinde kılmak isterler namazı.'' diyince, Mahmud '' Olur, zaten çağırmassam Talha beni neden götürmedin diye sitem eder. İlk defa İzmir'e geliyor, namaz çıkışı gezdirmek gerek.''
Bilal '' Selim ağabeyle gezersiniz, ben pek dolaşmak istemiyorum. Babamlar gelirse, onlarla dönerim.''
Mahmud'' Pek a'la. Haydi, gidelim.'' diyerek odadan çıkarlar. Babalarının bulunduğu odanın önüne gelip, kapıyı çalarlar. Babalarını, odanın kapısına gelip '' Hayır ola, evlatlarım' diyince, meseleyi açıklarlar. Bir süre sonra, yalıdaki tüm erkekler camiye gitmek üzere Kordon'da, denizin kenarından, Konak Yalı Camiine yürümeye başlarlar.
Konak Saat Kulesinin önüne gelince, Bilal yanında getirdiği ıslatılmış, bayat ekmekleri mendilinin içinden çıkartıp, meydandaki kuşaların yiyebileceği fakat insanların üzerine basmayacağı bir yere koyar.
Bilal'in kendilerinden biraz uzaklaşması Talha'nın dikkatini çekmiştir. Bir süre, onun ne yaptığını izler, sonra hoş bir tebessümne, kendi kendine '' “Kesilecek kuşa bile merhamet eden kimseye, Hz. Allah kıyamet günü rahmet eder. Merhamet etmeyen rahmet olunmaz.''hadis-i şeriflerini tekrar edip Yalı Camiine yöneldi.
İkindi namazından sonra Bilal, babası ve halasının eşiyle yalıya döndü. Mahmud, Talha ve Selim ise Karşıyakaya gitmek için kayıkhane tarafına gittiler.
Karşıyaka çarşısında biraz gezindikten sonra, kayıkla Göztepe sahiline geldiler. Oradaki küçük bir camide akşam namazlarını bitirip, tam cami bahçesinden çıkacakları sıra, Selim harp okulundan bir arkadaşıyla karşılaşıp, ayak üstü hal hatır sorup, misafirleriyle tanıştırdı.
Selim, arkadaşı Kazım'a dönerek '' Mahmud dayımınoğlu ve Talha'da onun eniştesi'' diyerek ikisini tanıttı. Sonra '' Kazım'da Edirne Mekteb-i harbiyye-i şâhâne'den arkadaşım. Bölge Kara Komutanlığında teğmen olarak görev yapıyor.'' dedikten sonra ekledi. ''Tabi, bildiğiniz üzere İttihat ve Terakki başa geldikten sonra, İstanbul hariç tüm harbiyeler kapatıldı. Bizler, Edirne harbiyesinin son mezunlarıyız.'' diyerek, buruk şekilde tebbüsüm etti.
Kazım onlara, şayet uygun görürlerse, evlerine bırakabileceğini, Kordon tarafındaki karakola uğraması gerektiğini söyledi. Beraber cami kapısının önündeki askeri araca bindiler.
Yalıya döndüklerinde herkes yemeğe oturmak üzereydi. Bahçedeki çeşmede ellerini yıkadıktan sonra selamlığa girdiler. Mahmud'un içini büyük bir heyecan sarmıştı. Haticesinin ellerinin değdiği yemeklerinden tadacaktı. Bu hislerle yer sofrasına oturdu.
Not: Abdest aldıktan sonra şehadet getirmek sünnettir. Kayıkhanenin fotoğrafını da koymak isterdim ama olmadı. Mahmud'da, yazarınızda nasıl bir mektup yazacağını bilmiyor. Yardım etmek isteyen olursa seviniri. =)
Resimdeki yer 1900lerde Konak Meydanı, saat kulesinin sol tarafındaki Yalı Camii...
.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder