30 Eylül 2014 Salı

9.bölüm her şey helalince güzel

Mahmud yazdığı mektubu son bir kez okuyup, sarı zarfın içine özenle yerleştirdi. Kurmalı saatine bakınca vaktin epey ilerlemiş olduğunu gördü. Gece kıyafetlerini giyip, yer yatağına yattığında içinde tarifsiz duygularla uykuya daldı.

Sabah tüm aileye düğün hazırlıklarına başlanacağı haberi verildi. Abdülhamid İzmir'e gelmeden önce tüm ailesine, 'gidince düğünü de yapabiliriz' diyerek hazırlıklı olmalarını söylemişti. Hatice ve ailesi de geliş nedenlerini tahmin etmişler, ona göre hazırlıklarını yapmışlardı.

Emrullah ve ailesi de Trakyadan, İzmir'e gelmişlerdi. Abisinden birkaç sene sonra evlenen Emrullah'ın dört çocuğu vardı. En büyük kızı Safiye onaltı yaşındaydı. Sırasıyla Mehmet, Hasan ve Şahika aralarında iki yaş farkla dünyaya gelmişlerdi. En küçük kızına, rahmetli annesinin adını koymuştu. Safiye ise öz kızı değildi. Hanımı Esma'nın ilk evliliğinden olan üvey kızıydı. Esma evlendikten çok kısa süre sonra dul kalmış bir şehit hanımıydı.

Emrullah tıbbıyede tanıştığı, kardeşim diyerek sevdiği Hüseyi'nin görevinin Maraş'a çıkmasıyla araya uzun mesafeler girese bile irtibatını hiç koparmamıştı. 2.Abdülhamid döneminde ermenilerin o bölgede isyan çıkarmalarıyla, Hüseyin'in şehit düşüttüğü haberini alınca, ailesine başsağlığı dilemek için cenazeye gitmiş o vakit, Hüseyin'in babası, oğlunun vasiyeti arasında kendisine de bir mektup bıraktığını söylemişti. Mektubu okuduğunda çok şaşırsa da kardeşim dediği insanın son vasiyetini yerine getirmiştirmeye söz vermişti. Hüseyin mektubunda, bulunduğu bölgenin çok karışık olduğundan, şayet kendisine birşey olursa hamile hanımına sahip çıkmasını istediğinden bahsetmişti. Emrullah da doğum yaptıktan sonra Esma'ya, rızası olursa izdivacını talep ettiğini bildirmiş, cevabın olumlu olmasıyla bugünlere kadar gelmişlerdi.


İbrahim Paşa Yalısın'da, nikah günü büyük hazırlıklar yapılmaktaydı. Nikahı kıyması için Paye-i Mücerred kadılarından bir kadı davet edilmişti. Mahmud'un vekili Talha olmuştu. Hatice'nin vekaletini de üç şahit eşliğinde harem kapısına giderek, kapı arkasından onayını istedikten sonra dayısı Emrullah almıştı.
Selamlık dairesinde, nikahın kıyılacağı odanın iki tarafına da içi hoş kokulu, gümüş buhurdanlıklar yerleştirilmiş, nikah kıyacak kişinin önüne de işlemeli, nadide bir seccade serilmişti. Herkes diz çökerek, elleri dizlerinin üzerinde oturmuş, nikahın kıyılmasını bekliyordu. Nikahı kıyacak kadı, gelin ve damatın vekillerini sağına alıp, duaya başladı. Daha sonra vekillerden vekilliklerinin onayı isteyip, şahitler de şahitlik edince nikah tamamlanmış oldu. Emrullah'ın oğlu Mehmet ve Saadet hanımın oğlu Abdullah güzel bir kıraatle Kur'an-ı Kerim tilavetine başladılar. Onlar okumayı bitirince Hasan, misafirlere gül suyu, Bilal ise gümüş tepsilerde şerbet ikram etti. Bundan sonraysa, gelenlere  yemek dağıtımına başlandı.

Harem dairesinde ise, Hatice aile büyüklerinin  ellerini öpmüş, Meryem hanımın kendisine takmaya çalıştığı yüzüğe bakıyordu. Yüzük,  damla şeklinde üç küçük elmasın birleşiminden oluşuyordu. Tüm merasim bitince Mahmud'a haber verildi. Sabahtan beri nikahın bitmesini bekleyen Mahmud, haberi getirene yüklüce hediye verip,uğurladı...

Bundan sonraki tüm düğün, tebrik ve kutlama işleri su gibi akıp geçti. Abdülhamid ve ailesi Ramazanın bir kısmını İzmir'de geçirdiler, sonrasında İstanbul'a geri döndüler. Emrullah görevi nedeniyle düğünden hemen sonra ailesiyle Trakya'ya geri dönmüştü. Mahmud, özenle hazırladığı hediyesini Hatice'ye yüz görümlüğü ile birlikte vermişti. 
Ramazan Bayramı vesilesiyle Talha, Meryem'i de alıp ailesini ziyaret için Maraş'a gitmişti. Emrullah'ta bayramı Osman bey konağında geçirmek istemiş, ailesiyle İstanbul'a gelmişlerdi. 

Bayramın üçüncü akşamı, Abdülhamid ve Emrullah divanda oturup, kahvelerini yudumlarken, konu konuyu açtı ve Emrullah'ın üvey kızı Safiye'nin mürvetini konuşmaya başladılar. 
Abdülhamid, yeğeni Selim'i, Safiye ile evlendirmek istiyordu. Selim, İstanbul'da göreve başlamıştı ve yaşı da yirmiyi geçmek üzereydi. İstanbul artık eski İstanbul değildi. Ahlaksızlık baş göstermiş, gençlik bu yollara sevk edilmeye çalışılıyordu. Hele ki, İttihat ve Terakki pek çok şeyi hiçe sayarak, aleni olmasa da fuhuşu meşru görmeye( göstermeye) başlamıştı. Dini bütün subay ve askerleri yoldan çıkararak, kendi taraflarına almaya çalışıyorlardı. Abdülhamid, yeğenin de böyle bir tuzaha düşme olasılığı olmadan evlenip, yuvasını kurmasını arzuluyordu. Ayrıca yönetimi ele geçiren bu İttihat ve Terakki, devlet-i a'li osmaniyye'yi sonu görünmeyen karanlıklara sürükleyip, ileride ne olacağı meçhulken, tüm yaşı gelmiş çocuklarını evlendirmek istiyordu. Ne zaman böyle düşünse aklına bir de Osman'ı geliyordu ya ' ALLAH var, keder yok' diyerek sabrediyordu.

Abdülhamid kardeşine: '' Kerimen Safiye, maşaaALLAH pek büyüdü. Evlilik çağına geldi. Yeğenimiz Selim'i de yakın zamanda gördün. Pek efendi, ağır başlı bir gençtir. Şayet kabul edersen, Safiye'yi, Selim'le evlendirelim. İzmir de bulunduğumuz sırada, bu meseleyi Kadı Bekir Efendiyle de görüştüm. Hemşiremiz de Safiye'yi çok beğenmiş. Ağabeyiniz olarak bu hayırlı işe ben aracı olmak istedim. Cevabınızı Trakya'ya dönmeden bildirirseniz pek iyi olur. Bekir Efendi, Abdullah'ı harbiyeye kaydettirmek için İstanbul'a gelecek. Şayet teklifi kabul ederseniz ailecek gelirler, İstanbul'dan Trakya'ya geçerler. İyice düşün kardeşim.'' 
Emrullah: '' İyi, hoş dedin ağabey. Meseleyi hanımla görüşeyim, kızın da gönlü olursa neden olmasın. Selim ilk yeğenim, onu kendi evladım gibi sevdiğimi sen daha iyi bilirsin. Artık geç oldu. Müsaden olursa istirahate çekilmek istiyorum.''
Abdülhamid: '' Müsade senin kardeşim. İnşaaALLAH bu iş hayırla sonuçlanır.''
Emrullah: '' Amin, amin.'' diyerek kendilerine ayrılmış misafir odasına gider.



Mahmud ve Hatice evleneli neredeyse bir ay olmuştur. Ramazan telaşıyla bir ayın nasıl geçtiğini anlamamışlardır. Bayramdan sonra Mahmud'un medresesi tekrar açılacağı için, boş vakit zor buluruz diyerek beraber Kapalıçarşıya alış-verişe çıkmışlardı. Çarşıda pek çok dükkan gezdikten sonra büyük ve kalabalık oluşundan anlaşıldığına göre, pek rağbet gören bir aktara girdiler. Hatice hoş kokulu esanslara bakarken, Mahmud'da meyve ve çiçek şekilleri verilmiş sabunları inceliyordu. Eline limon kokulu, elma şekli verilmiş bir sabun alıp, Hatice'nin yanına gitti. Sessizce: '' Nasıl, beğendin mi?'' diye elindekini göstererek, merakla sordu. 
Hatice bir süre sabuna bakıp, sonra kokladı ve o da aynı sessizlikte: '' Hoş, fakat gül kokulusu varsa onu tercih ederim'' diye fikrini belirttikten hemen sonra elindeki menekşe ağırlıklı, meyve ve tatlı çiçek kokulu esansı Mahmud'a uzatarak: '' Kokusuna bir baksana, beğenirsen bunu alalım, olur mu? '' dedi.
Esansın kokusu Mahmud'un da çok hoşuna gitmişti. Hatice'nin beğendiği esans, gül şeklinde, gül kokulu bir sabun ve Mahmud'un beğendiği elma şeklindeki, limon kokulu sabunu alıp, ücreti ödedikten sonra aktardan çıktılar.
Hatice içinden 'İstanbul gerçekten çok pahalanmış. Buraya en son geldiğim de, bundan dört sene evveldi ve herşey çok daha makul fiyata idi. Devletin ve halkın durumu hiç iyi değil'' diye geçirdi. Hatice henüz onbeş yaşında olmasına ve bir hanımefendi olmasına rağmen, gidişatı fark ediyor, içten içe üzülüyordu.


Osman Bey Konağına döndüklerin de saat epeyce geç olmuştu. Kapalıçarşıdan sonra sahil kenarına inip, boğazı izlemişlerdi. Yatsı namazından sonra odalarına çekildiler. Bu gece bayramın son gecesiydi ve yarın Mahmud'un medresesi başlayacaktı. Tüm günün de yorgunluğuyla, erkenden yattılar.

Kısa süre sonra meydana gelecek olaylardan habersiz, kendilerini gecenin, rahat kollarına bıraktılar...

Not: Paye-i mücerred= Osmanlıda İzmir ve Edirne Kadılıklarına verilen isim.
Osmanlıda nikah hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için http://istanbulefendisiardiyesi.tr.gg/D-Ue-%26%23286%3B-Ue-N-MERAS%26%23304%3BM%26%23304%3B.htm7

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder